
Her hukuki olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır.
Türk Medeni Kanunu 162.maddesi “ Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” Denilmektedir.
Hayata kast, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış sayılan davranışların neler olduğu Yargıtay tarafından açıkça belirlenmiştir.
Hayata kast; öldürme girişiminde teşebbüsünde bulunmak, intihara zorlamak ölmemesi için alınması gereken önlemleri almamak gibi davranışlar hayata kast davranışına örnek olarak gösterilebilir
Pek kötü davranış; bütünlüğünü, bedensel veya ruhsal sağlığını bozucu ya da tehlikeye düşürücü davranışlardır. Dövme ve darp etme, evden atma, aç bırakma, anormal cinsel ilişkiye zorlama gibi davranışlar pek kötü davranışa örnek olarak gösterilebilir
Onur kırıcı davranış; hakaret etmek, onu küçük düşürmek amacıyla yapılan söz ve davranışla
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2015/21301 E. , 2016/14788 K. Sayılı kararında “Dava; hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, (TMK m.162) bu kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) sebebiyle boşanma talebine ilişkindir. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış fiilleri özel boşanma sebebi yanında genel boşanma (TMK m. 166/1) sebebi de oluşturur. Böyle bir durum karşısında kalan eş dilerse bu özel sebeplerin yanında genel sebebe, dilerse birine veya birkaçına birlikte dayanarak boşanma talep edebilir. Davacı öncelikle hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayanarak boşanma davası açmış olduğundan, öncelikle hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, özel sebep varsa, bu sebebe dayanılarak özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmemesi halinde, deliller genel boşanma sebebi (TMK m. 166/1-2) çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Toplanan deliller öncelikle özel boşanma sebepleri bakımından değerlendirilip, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Denilerek özel sebep varsa, bu sebebe dayanılarak özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmemesi halinde genel boşanma sebepleri incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
İçtihat olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/4852 E. , 2017/10559 K. Sayılı kararında aşağıdaki gibi karar vermiştir.
“Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı-karşı davalı kadının, Türk Medeni Kanununun 166/1 ve yargılama devam ederken 162. maddesi gereğince hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış hukuki sebebine dayalı boşanma davası açtığı ve ilk açılan dava ile birleştirildiği, davalı-karşı davacı erkeğin ise Türk Medeni Kanununun 161. maddesi gereğince zina hukuki hukuki sebebine dayalı olarak karşılık boşanma davası açtığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda; kadının her iki davasının kabul edildiği erkeğin davasının reddedildiği, kadının kabul edilen Türk Medeni Kanununun 166/1 dayalı davasında davalı erkeğin alkol alışkanlığı olduğu, düzenli çalışmadığı, eşine karşı süre gelen fiziksel şiddet içeren eylemleri olduğu; davacı-karşı davalı kadının ise sadakat yükümlülüğünü ihlal eden ve güven sarsıcı davranışlarının bulunduğu gerçekleşen kusur durumuna göre tarafların eşit kusurlu olduğu;
Birleşen dava yönünden ise davalı-karşı davacı erkeğin davacı-karşı davalı kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs fiili sabit görülerek neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği henüz kararın kesinleşmediği, bu hali ile davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalı eşe karşı hayata kast ve pek fena muamele eyleminde bulunduğu;
Zina hukuki sebebine dayanan karşı dava yönünden; davacı-karşı davalı …’nin kabul ettiği …. isimli şahıs ile ilişkisinin davacı-karşı davalı kadının kabul beyanından başka devam ettiğini gösterir delil bulunmaması ve özellikle davalı-karşı davacı koca tarafından öğrenilmesinden sonra evliliğin 3 ay daha devam ettiği, Ceza Mahkemesinin duruşmasındaki beyanları ve yine cezaevi müdürlüğü aracılığı ile dosyaya sunduğu 04/11/2015 tarihli dilekçesi ile eşinin … ile ve sonrasında … ile ilişkisini bildiği halde aynı evde yaşadığını, öncesinde aynı yolla değişik tarihlerde sunduğu dilekçeleri ile eşinin kendisini aldattığını buna rağmen eşini çok sevdiğini ve çocukları olması nedeniyle onu affettiğini, beyan etmiştir. Affeden eşin zina hukuksal nedenine dayalı dava açma hakkı yoktur bu nedenle subut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kadının her iki boşanma davasının da ayrı ayrı kabulüne ve erkeğin davası yönünden reddine hükmedilmiş, davalı-karşı davacının hayata kast ve pek fena muamele olarak kabul edilen davranışları davacı-karşı davalının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olması, eylemin ağırlıği nedeniyle davacı-karşı davalı kadın lehine maddi-manevi tazminata hükmedilmiş, davalı-karşı davacının temelinden sarsılma nedenine dayalı ana davada eşit kusurlu kabul edilmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesi şeklinde gerekçeye yer vermiştir.
Mahkemece, her üç boşanma davasında, bu davaların esasını oluşturan “boşanma” talepleri konusunda ayrı ayrı hüküm kurulması gerekmekle birlikte, davacı-davalı kadının evlilik birliğinin sarsılması sebebine(TMK m. 166/1) dayalı boşanma davası ile hayata kast pek fena muamele hukuki sebebine (TMK m.162) dayalı boşanma davaları için ayrı ayrı, davalı-davacı erkeğin zina sebebine dayalı (TMK m.l61) boşanma davası için ayrı kusur belirlenerek, sonucunda boşanma davalarının eki niteliğinde bulunan tazminat talepleri konusunda her bir dava türü için ayrı ayrı hüküm kurulması doğru olmamıştır. Evlilik birliği sona erinceye kadar, herhangi bir sebeple açılmış boşanma davalarında taraflara yüklenmiş tüm kusurlar, birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre maddi-manevi tazminatlar ile yoksulluk nafakası konularında her bir taraf yönünden bir kez hüküm kurulması gerekir. Tarafların kusurları bölünerek, her bir dava için ayrı kusur belirlemesi yapılıp, fer’i konularda da her bir dava için ayrı hüküm kurmak, Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemelere (TMK m.4,174/1-2, 175) aykırı düşer.
O halde, somut olaylarda her üç boşanma davasındaki deliller birlikte değerlendirilerek, tüm kusurlu davranışlar birlikte ele alınıp, taraflar için bir kez kusur oranı belirlendikten sonra, maddi-manevi tazminat talepleri konusunda, bir kez hüküm kurulması gerekirken, her bir dava için ayrı kusur oranı belirlenip, maddi-manevi tazminat talepleri hakkında iki ayrı ayrı hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”
Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süre Var Mı?
Bu çekişmeli dava türündeeşin hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranışını öğrenmesinden başlayarak 6 ay ve her halde bu davranışların yapıldığı tarihten itibaren en geç 5 yıl geçmekle dava hakkı düşmektedir.
Boşanma avukatı ifadesi Konya gibi metropol şehirlerde dava yoğunluğunun fazla olmasından dolayı avukatların çalışma alanına dair seçimini ifade etmektedir. Mevzuatımızda ve hukukumuzda Boşanma avukatı gibi tanımlama bulunmamaktadır. Boşanma avukatı, boşanma davası üzerine yoğunlaşmış avukat için kullanılan halk arasında kullanılan bir tabirdir. Bu nedenle Konya Boşanma Avukatı mısınız? Boşanma Avukatı Konya ilinde bulunur mu? Boşanma Avukatı kimlerdir? Konya’nın en iyi boşanma avukatı kimdir ? gibi çok sık sorular sorulabilmektedir. Boşanma avukatı, avukatın çalışmayı seçtiği alanı ifade etmektedir. Fakat boşanma avukatı tanımlamasının hukukumuzda bir uzmanlık alanı ifade etmemekte olup Konya’nın en iyi boşanma avukatı, Konya boşanma avukatı, boşanma avukatı gibi kullanılan ifadeler halk arasında kullanılan bir ifadedir.

Bu içerik hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Somut durumunuza ilişkin değerlendirme için bir avukata başvurunuz.